Mesele Eşyanın Yeri Değil, Eşinin Yeri
“Annem evdeki bazı eşyaların yerini değiştirdi diye karım kıyameti kopardı.
Karıma, ‘Ne var bunda bu kadar büyütecek? Çok abartıyorsun. Annem bizi düşünmüş, kötü niyetle yapmadı ki. Sonuçta kadın yaşlı, takma bu kadar kafana.’ dedim.
Sonra karım ağlamaya başladı.
Hocam, ben nerede hata yapıyorum?”
Evlilikte bazı tartışmalar dışarıdan bakıldığında çok küçük bir sebeple başlamış gibi görünür. Bir eşyanın yeri değişmiştir. Bir söz yanlış anlaşılmıştır. Kayınvalide eve gelmiş, iyi niyetle bir düzenleme yapmıştır. Erkek de çoğu zaman meseleyi büyütmemek için “Ne var bunda?” diyerek konuyu kapatmak ister.
Fakat evlilikte her tartışma, görünen sebepten ibaret değildir. Bazen mesele eşya değildir. Bazen mesele bir kadının kendi evindeki yerini, söz hakkını ve duygusunun ne kadar önemsendiğini hissetme ihtiyacıdır.
Bu olayda da büyük ihtimalle karın bir iki eşyanın yeri değişti diye kıyameti koparmadı. Onun canını acıtan şey, kendi evinde fikri sorulmadan bir sınırın aşılmış olmasıydı.
Evlilikte Mesele Çoğu Zaman Göründüğünden Daha Derindir
Muhtemelen mesele eşya değildi.
Mesele; kendi evinde fikri sorulmadan karar verilmesiydi.
Mesele; evinin düzenine müdahale edilmiş gibi hissetmesiydi.
Mesele; canı sıkıldığında senin tarafından anlaşılmak yerine “abartıyorsun” denilmesiydi.
Mesele; eşinin duygusu görülmeden annenin niyetinin savunulmasıydı.
Çünkü kadın için ev, yalnızca eşyaların bulunduğu bir mekân değildir. Ev; emeğini koyduğu, düzenini kurduğu, mahremiyetini yaşadığı ve kendini ait hissetmek istediği özel bir alandır.
O evin düzeni, kadının iç dünyasında çoğu zaman “benim yuvam”, “benim alanım”, “benim emeğim” duygusuyla bağlantılıdır. Bu alana, iyi niyetle bile olsa, fikri sorulmadan müdahale edildiğinde kadın kendini yok sayılmış hissedebilir.
Hele ki eşinden beklediği destek yerine “çok abartıyorsun” cevabını aldığında, mesele eşyanın yerinden çıkar; evlilikte kendi yerinin önemsenip önemsenmediği meselesine dönüşür.
“Annem Kötü Niyetle Yapmadı” Demek Neden Yetmez?
Erkeklerin bu tür durumlarda en sık yaptığı hata, annenin niyetini savunarak meseleyi kapatmaya çalışmaktır.
“Annem kötü niyetle yapmadı.”
“Bizi düşünmüş.”
“Kadın yaşlı, takma kafana.”
“Bunu büyütecek ne var?”
Bu cümleler erkeğe göre ortamı sakinleştirmek için söylenmiş olabilir. Fakat kadın çoğu zaman bu cümleleri şöyle duyar:
“Senin rahatsızlığın önemli değil.”
“Ben annemin niyetini senin duygundan daha önce görüyorum.”
“Sen bu konuda susmalısın.”
“Bu evin sınırını seninle birlikte korumayacağım.”
Oysa bir kadının o anda asıl ihtiyacı annenin kötü niyetli olduğunu duymak değildir. Kadın çoğu zaman eşinden şunu duymak ister:
“Seni anlıyorum.”
“Rahatsız olmanı görüyorum.”
“Bu ev bizim evimiz ve sınırını birlikte koruyacağız.”
“Senin duygun benim için önemli.”
Eşinin duygusunu görmek, anneni suçlamak değildir. Annenin iyi niyetini bilmek de eşinin rahatsızlığını yok saymayı gerektirmez. Evlilikte olgun duruş, iki tarafı birbirine kırdırmadan yuvanın sınırını koruyabilmektir.
Eşini Anlamak, Anneni Karşına Almak Değildir
Bir erkek için anne kıymetlidir. Annenin emeği, yaşı, niyeti ve iyi düşüncesi elbette önemlidir. Fakat evlilikle birlikte erkeğin hayatında yeni bir sorumluluk alanı oluşur: kurduğu yuvanın mahremiyetini ve sınırlarını korumak.
Bu, anneye saygısızlık değildir. Bu, evliliğin gereğidir.
Eşini anlamak, anneni karşısına almak değildir.
Eşinin duygusunu görmek, anneni suçlamak değildir.
Evin sınırını korumak, anneni dışlamak değildir.
Sağlıklı evlilikte erkek, annesiyle eşi arasında hakem gibi durmaz. Çünkü hakemlik çoğu zaman iki tarafı da kaybettirir. Erkek burada öncelikle kendi yuvasının sorumluluğunu almalıdır.
Annesine saygısını korurken, eşinin evdeki yerini de muhafaza etmelidir. Çünkü kadın, eşinin yanında kendini güvende hissetmezse, her aile müdahalesi onun için daha büyük bir tehdit hâline gelir.
“Abartıyorsun” Cümlesi Evlilikte Duygusal Bağı Zedeler
Bir kadın bazen senden çözüm istemez.
Annenle tartışmanı da istemez.
Kavga çıkarmanı da istemez.
Kimseyi suçlamanı da istemez.
Sadece şunu hissetmek ister:
“Eşim beni anlıyor.”
“Eşim benim duygumu küçümsemiyor.”
“Eşim bu evin sınırlarını benimle birlikte koruyor.”
“Eşim beni yalnız bırakmıyor.”
Sen “Ne var bunda bu kadar büyütecek?” dediğinde, onun duygusunu değersizleştirmiş oluyorsun.
“Çok abartıyorsun.” dediğinde, yaşadığı rahatsızlığı küçültmüş oluyorsun.
“Takma kafana.” dediğinde, duygusunu bastırmasını istemiş oluyorsun.
“Annem kötü niyetle yapmadı.” dediğinde ise anneni savunurken farkında olmadan eşini karşı tarafa itmiş oluyorsun.
Evlilikte en yaralayıcı şeylerden biri, insanın kendi duygusuyla baş başa bırakılmasıdır. Eşinin yanında anlaşılmayan kadın, zamanla duygusunu anlatmayı da bırakır. Önce susar, sonra içine çekilir, sonra soğur.
Bu yüzden mesele büyümeden önce duyguyu görmek gerekir.
Kadın Kendi Evinde Yerinin Korunduğunu Hissetmek İster
Kadın için ev, aidiyet duygusunun en önemli alanlarından biridir. Kadın o evde yalnızca yemek yapan, düzen kuran, temizlik yapan biri olmak istemez. O evin hanımı, o yuvanın ortağı ve kararların muhatabı olduğunu hissetmek ister.
Kendi evinde fikrinin sorulması, kadına değerli olduğunu hissettirir.
Sınırlarının korunması, güvende olduğunu hissettirir.
Eşinin yanında durması, yalnız olmadığını hissettirir.
Bir kadın kendi evinde sürekli başkalarının kararlarıyla karşılaşıyor ve eşi de bunu normalleştiriyorsa, zamanla sadece eşyalara değil, kendi yerine dair de hassasiyet geliştirir.
Bu yüzden mesele çoğu zaman eşyanın yeri değildir.
Mesele; kadının o evdeki yeridir.
Mesele; sözünün ne kadar kıymet gördüğüdür.
Mesele; eşinin onu ne kadar sahiplendiğidir.
Mesele; yuvanın sınırlarının kim tarafından korunduğudur.
Kayınvalide Müdahalesi Evlilikte Neden Krize Dönüşür?
Kayınvalide iyi niyetli olabilir. Yardım etmek istemiş olabilir. “Ben onların iyiliği için yaptım” diye düşünmüş olabilir. Fakat evlilikte iyi niyet, her zaman doğru yöntem anlamına gelmez.
Bir evin düzeni, o evde yaşayan karı kocaya aittir. Anne, baba, kardeş ya da başka bir aile büyüğü o eve yardım etmek istediğinde bile bu yardım, çiftin sınırlarını ihlal etmeden yapılmalıdır.
Çünkü evlilik, iki insanın kurduğu ayrı bir yuvadır. Anne babaya saygı elbette korunmalıdır. Fakat anne babaya saygı, çiftin mahrem alanının ortadan kalkması anlamına gelmez.
Sağlıklı aile yapısında büyükler sevilir, sayılır, duaları alınır. Ama evin sınırları da korunur. Çünkü sınırı olmayan evlilikte huzur da zamanla zedelenir.
Erkek Böyle Bir Durumda Ne Yapmalı?
O anda yapman gereken şey anneni suçlamak değildi.
Eşini susturmak da değildi.
Annenin niyetini uzun uzun savunmak da değildi.
Yapman gereken ilk şey, eşinin duygusunu görmekti.
Mesela şöyle diyebilirdin:
“Bazı eşyaların yerinin senden habersiz değişmesi seni rahatsız etmiş. Kendi evinde fikrinin sorulmamış olması canını sıkmış. Seni anlıyorum. Bundan sonra böyle bir şey olduğunda seninle konuşmadan karar verilmemesine dikkat ederim.”
İşte bu cümle, evde kopacak birçok fırtınayı daha başlamadan dindirir.
Çünkü bu cümlede anneni suçlamıyorsun. Eşini de haksız ilan etmiyorsun. Sadece eşinin duygusunu görüyorsun ve evinizin sınırını birlikte koruyacağını hissettiriyorsun.
Kadının o anda duymak istediği çoğu zaman budur.
Evlilikte Huzur, Haklıyı Bulmakla Değil Kalbi Görmekle Korunur
Evlilikte bazı erkekler hemen haklıyı ve haksızı belirlemeye çalışır. “Annem haklı mı?”, “Eşim haksız mı?”, “Bu olay büyütülecek bir şey mi?” diye düşünür.
Oysa bazen mesele haklılık meselesi değildir. Bazen mesele, eşinin kalbinde açılan küçük bir yarayı fark edebilmektir.
Eşin sana bir rahatsızlığını anlatıyorsa, ilk tepkin savunma olursa kalbi kapanır. İlk tepkin küçümseme olursa yalnızlaşır. İlk tepkin başka birini savunmak olursa, kendini dışarıda kalmış hisseder.
Ama ilk tepkin anlamak olursa, evlilikte güven duygusu güçlenir.
Çünkü insan en çok anlaşıldığı yerde yumuşar.
En çok görüldüğü yerde sakinleşir.
En çok değer gördüğü yerde ait hisseder.
Sonuç: Mesele Eşyanın Yeri Değil, Eşinin Yeri
Evlilikte bazı meseleler göründüğü kadar küçük değildir. Bir eşyanın yerinin değişmesi, kadının kendi evindeki sınırının, söz hakkının ve yerinin ihlal edildiğini hissetmesine neden olabilir.
Bu yüzden erkek, böyle durumlarda yalnızca olayın dış yüzüne bakmamalıdır. “Ne oldu ki?” demeden önce “Eşim burada ne hissetti?” diye düşünmelidir.
Çünkü evlilikte huzuru bozan şey çoğu zaman olayın kendisi değil; o olay karşısında eşlerin birbirini yalnız hissettirmesidir.
Mesele eşyanın yeri değildir.
Mesele eşinin yeridir.
Eşinin duygusunu görürsen, anneni suçlamadan da yuvanın sınırını koruyabilirsin. Eşini susturmadan da meseleyi sakinleştirebilirsin. Haklıyı aramadan da kalbi onarabilirsin.
Unutma; evlilikte güçlü erkek, herkesi susturan erkek değildir. Eşinin gönlünü görebilen, annesine saygısını korurken yuvasının sınırını da muhafaza edebilen erkektir.
Müjde Yahşi

