Blog Yazısı
Beden keşfi mi, mahremiyet ihlali mi?
Son yıllarda Avrupa’da, özellikle Almanya’daki okul öncesi kurumlarda “beden keşfi” adı altında yürütülen bazı uygulamalar duyuyoruz.
Çocukların birbirlerinin mahrem bölgelerini incelemesine, hatta dokunmasına izin veriliyor. Bu sözde “bedensel farkındalık eğitimi”, aslında çocuk ruh sağlığını derinden tehdit eden bir travma kapısıdır.
Bir çocuk, kendi bedenini tanımadan önce sınırlarını öğrenmelidir. Çünkü sınır bilinci, kimlik bilincinin temelidir.
Bu yaşta “dokunmak serbesttir” denilen her ortam, çocukta şu mesajı bırakır:
“Benim bedenime herkes dokunabilir.”
Bu mesaj, çocukta kalıcı bir güven sarsıntısı oluşturur. İlerleyen yaşlarda bu durum; beden algısı bozukluklarına, özsaygı kaybına, mahremiyet ihlallerine sessiz kalmaya ve hatta cinsel kimlik karmaşasına kadar uzanabilir.
Psikolojide “duygusal sınır” diye bir kavram vardır. Bir çocuğun fiziksel sınırına dokunduğunuzda, onun duygusal sınırına da dokunmuş olursunuz. Bu nedenle mahremiyet eğitimi, çocuğun “özgürleşmesi” için değil; korunması için verilir.
Mahremiyet, bir çocuğun utanma duygusunu bastırmak değil; onu onurlandırmak demektir. Bir çocuğa “hayır diyebilirsin” demek, onu korumanın en güçlü şeklidir.
Bir çocuğa “bedenin değerlidir” demek, ona insan olmanın şerefini öğretmektir.
Bugün çocuklarımızı gerçekten korumak istiyorsak, onlara ne kadar özgür olduklarını değil, ne kadar değerli olduklarını anlatmalıyız.
Bahsettiğimiz uygulamalar, Avrupa’daki bazı okul öncesi kurumlarda “bedensel keşif” veya “dokunma eğitimi” adı altında yürütülüyor. Ancak bu yöntemlerin çocuk psikolojisi açısından son derece riskli olduğunu düşünüyorum.
Çocuğa kendi bedenini tanıtmak elbette önemlidir; fakat bu, onun mahremiyet sınırlarını bulanıklaştıracak bir özgürlük anlayışıyla yapılmamalıdır. Çocuk, doğası gereği sınır bilincine ihtiyaç duyar. Bu sınır; utanma, korunma ve saygı duygularının temelini oluşturur.
Bizim kültürümüzde mahremiyet eğitimi, çocuğa “yasak” bilinciyle değil, emanet bilinciyle verilir. Beden, Allah’ın insana verdiği bir emanettir. Bu yüzden çocuk, bedenine değer vermeyi ve kendini korumayı öğrenirken hem psikolojik hem manevi temelde güçlenir.
Dolayısıyla erken yaşta “bedensel deneyim” adı altında uygulanan bu tarz yöntemler, çocukta utanma duygusunu zedeleyebilir, sınır karmaşası oluşturabilir ve ilerleyen yıllarda kimlik gelişimini olumsuz etkileyebilir.
Mahremiyet Eğitimi Nasıl Olmalı?
Çocuğa mahremiyet eğitimi verirken;
- “İyi dokunuş – kötü dokunuş” farkı,
- “Kendi sınırını koruma” bilinci,
- “İzin isteme ve izin verme” davranışları
yaşına uygun, oyun temelli ve değer merkezli şekilde öğretilmelidir.
“İyi Dokunuş – Kötü Dokunuş” Farkı Nasıl Öğretilmeli?
Çocuğa mahremiyet öğretirken en önemli basamaklardan biri, dokunuşların anlamını ayırt edebilmeyi öğretmektir. Çocuk her dokunuşun aynı olmadığını, bazı dokunuşların sevgi ve güven içerdiğini, bazılarının ise rahatsız edici olabileceğini fark etmelidir.
İyi dokunuş, çocuğun kendini güvende, sevilmiş ve saygı görmüş hissettiği dokunuştur. Örneğin; annesinin sarılması, babasının saçını okşaması, öğretmeninin elini sıkması, doktorun muayene sırasında anne veya babanın yanında dokunması. Bu dokunuşlar çocuğa sevgi, şefkat ve güven hissettirir.
Kötü dokunuş ise çocuğun içini huzursuz eden, korkutan, utanmasına veya rahatsız olmasına neden olan dokunuştur. Örneğin; vücudunun özel bölgelerine izin almadan dokunulması, sarılmak ya da öpmek istemediği hâlde zorlanması, “Bu aramızda kalsın” gibi gizlilik istenmesi veya tanımadığı birinin vücuduna temas etmesi.
Bu durumda çocuk, “Hayır, istemiyorum.” demeyi ve hemen güvendiği bir yetişkine söylemeyi öğrenmelidir. En önemli nokta, çocuğa “bedeninin verdiği hisse güvenmeyi” öğretmektir. Eğer bir dokunuş ona kötü hissettiriyorsa, bu duygusu doğrudur.
Ebeveynler, çocuğu korkutmadan ama ciddiyetle konuşmalı; “Sana dokunmak isteyen olursa bana mutlaka söylemelisin.” demeli, “Bu konuları konuşmak ayıp değil, seni korumamı sağlar.” diyerek güven oluşturmalıdır.
Bu şekilde çocuk, utanmadan paylaşabilen, bedenine sahip çıkan, kendini korumayı bilen bir bilinç geliştirir.
“Kendi Sınırını Koruma” Bilinci
Çocuk dünyayı önce bedeniyle tanır: dokunarak, hissederek, keşfederek… Bu nedenle çocuğun psikolojik sınırları, fiziksel sınırlarının hemen arkasında şekillenir.
Bir başkasının ona nasıl davrandığı, onun iç dünyasında “Ben kimim, ne kadar değerliyim, sınırlarım nerede başlar” sorularına cevap olur.
Çocuk erken yaşta şu bilinci kazanmalıdır: “Benim bedenim bana ait. Ben istemiyorsam kimse bana dokunamaz.”
Bu bilinç, çocuğu hem fiziksel hem duygusal istismardan korur. Çünkü sınır koymayı öğrenen çocuk, “hayır” demekten korkmaz, rahatsızlığını ifade eder ve gizlemeye zorlanmaz.
Sınır bilinci; kendini koruma, başkasına saygı duyma ve birey olma gelişimlerinin birleşimidir. Örneğin: – Çocuk istemediği hâlde öpülmeye zorlanmamalı, – Oyuncağına izinsiz dokunulduğunda “Hayır, o benim.” diyebilmelidir. – Başkalarının özel alanlarına da aynı saygıyı göstermesi öğretilmelidir.
Ebeveynlerin görevi; çocuğa izin vermek değil, rehberlik etmektir. Onun adına karar almak değil, kendi kararını korumasına cesaret vermektir.
“İzin İsteme ve İzin Verme” Davranışları
Mahremiyet eğitimi yalnızca çocuğun kendini korumasını değil, başkasının sınırına saygı duymasını da öğretmelidir. Sağlıklı sınır bilinci, tek taraflı değil karşılıklı bir farkındalık gerektirir.
Çocuk erken yaşta şunu öğrenmelidir: “Benim bedenim bana ait olduğu gibi, başkasının bedeni de ona aittir.”
İzin isteme davranışı, başkasına temas etmeden önce ondan onay almayı içerir. Örneğin: “Seni öpebilir miyim?”, “Sana sarılabilir miyim?”, “Oyuncağını alabilir miyim?” Bu ifadeler çocuğun hem isteğini ifade etmesini hem de karşısındakine değer vermesini sağlar.
Ebeveynler bu tutumları günlük yaşamda modellemelidir: “Kardeşini öpmeden önce izin isteyelim, olur mu?” “Arkadaşının oyuncağını almadan önce soralım.”
İzin verme davranışı ise çocuğun kendi bedenine dair karar hakkını tanımasıdır. Çocuk istemediği bir temasa “hayır” diyebilmelidir ve bu “hayır” ciddiyetle karşılanmalıdır.
Bir yetişkinin “Hadi amcana bir öpücük ver.” demesi, çocuğun sınır bilincini zedeler. Oysa doğru olan: “İstersen öpebilirsin, istemiyorsan sadece el sallayabilirsin.” demektir.
Bu tutum çocuğa şu mesajı verir: “Bedenin senin. Ne zaman, kime, nasıl temas edeceğine sen karar verebilirsin.”
Ebeveynler bu süreci desteklerken: – “Hayır demek kabalık değildir.” mesajını vermeli, – “Senin bedenin senin kararın.” ifadesini sıkça kullanmalı, – Başkasının onayını beklemeden temas eden davranışlara sessiz kalmamalıdır.
Ne Kadar Anlatmalıyız?
Çocuğun yaşı kadar.
Okul öncesi dönemde (3–6 yaş) amaç, çocuğun “mahremiyet farkındalığı” kazanmasıdır; cinsel bilgi vermek değildir.
Bu yaşta yalnızca şu üç temel bilgi yeterlidir:
“Beden bana aittir.”
“Bazı bölgeler özeldir; herkesin önünde gösterilmez.”
“Birisi izin almadan dokunursa, hayır diyebilirim.”
Yani çocuğa organ ismi ya da detaylı açıklama değil, mahremiyet alanı bilinci kazandırılmalıdır.
“Beden bana aittir.”
Bu cümle, çocuğun öz sahiplik bilinci kazanması için en temel ifadedir. Çocuk, bedeninin kendisine ait olduğunu öğrendiğinde, onun üzerinde karar hakkına sahip olduğunu da kavrar. Bu farkındalık; hem fiziksel hem duygusal sınırlarının farkına varmasını sağlar.
Ebeveynler bu bilinci şöyle pekiştirmelidir:
- – “Senin bedenin sana ait, kimse senin iznin olmadan dokunamaz.”
- – “Bedenine sen karar verirsin, rahatsız oluyorsan bunu söyleyebilirsin.”
- – “Hayır demek seni korur, bu senin hakkın.”
Bu söylemler, çocuğun ileride suistimale karşı kendini savunabilme becerisini geliştirir ve özgüvenli birey olmasının temelini oluşturur.
“Bazı bölgeler özeldir; herkesin önünde gösterilmez.”
Bu ifade, çocuğa mahremiyet bilinci kazandırmanın en sade yoludur. Amaç, çocuğu utandırmak değil; onun “özel alan” farkındalığını sevgiyle oluşturmak olmalıdır.
Ebeveyn şöyle açıklayabilir:
- – “Bazı yerler sadece sana aittir; bu bölgeleri herkesin önünde göstermek doğru değildir.”
- – “Tuvalet, banyo gibi yerler özeldir; burada yalnız olursun.”
- – “Başkasının da özel alanına saygı duymalıyız.”
Bu öğreti, çocuğun hem kendini koruma hem de başkasına saygı gösterme becerisini geliştirir. Mahremiyet bilinci, utanma duygusunu bastırmaz; tam tersine, onu onurlandırır.
“Birisi izin almadan dokunursa, hayır diyebilirim.”
Bu cümle, çocuğa izin ve sınır koyma hakkını öğretir. Çocuk, istemediği bir temasta “hayır” diyebilmenin bir saygısızlık değil, özsavunma olduğunu öğrenmelidir.
Ebeveyn bu noktada şu mesajları sık sık vurgulamalıdır:
- – “Biri sana dokunmak isterse önce senden izin almalı.”
- – “Eğer istemiyorsan, ‘hayır’ diyebilirsin ve hemen bana söyleyebilirsin.”
- – “Kendini kötü hissedersen, bu duygun doğrudur.”
Bu bilinci kazanmış bir çocuk, ilerleyen yaşlarda rıza, sınır, güven ve özsaygı kavramlarını içselleştirir. Çünkü artık şunu bilir:
“Hayır demek kötü bir şey değil, kendimi korumak demektir.”
Yaş ilerledikçe bilgi kademeli olarak genişletilmelidir
Yaş ilerledikçe, sorular arttıkça bilgi de kademeli olarak genişletilmelidir:
- 3–4 yaş: Mahrem bölgelerin yalnızca kendisine ait olduğu, kimsenin dokunmaması gerektiği.
- 5–6 yaş: Tuvalet, banyo, giyinme gibi alanlarda yalnız kalmanın normal olduğu.
- 7 yaş sonrası: “İyi dokunuş – kötü dokunuş” farkı, izin isteme ve özel alan saygısı bilinci.
Bilgi, çocuğun merak düzeyine göre verilmelidir. Çocuğun sormadığı bir konuyu detaylı anlatmak gereksiz ve zararlı olabilir.
Mahremiyet eğitimi, bir kerede verilip biten bir bilgi değil; çocuğun gelişim düzeyine göre adım adım ilerleyen bir farkındalık sürecidir. Ebeveynin görevi; çocuğun yaşına, merakına ve anlama kapasitesine uygun şekilde bilgi sunmaktır. Fazla bilgi çocuğu korkutabilir, eksik bilgi ise onu korumasız bırakabilir. Bu nedenle denge çok önemlidir.
3–4 Yaş Dönemi: Temel Farkındalık
Bu yaşta amaç, çocuğa “mahremiyet” kavramının ilk tohumlarını ekmektir. Çocuk henüz soyut düşünemez, ama “bana ait” ve “başkasına ait” kavramlarını somut örneklerle anlayabilir.
Bu dönemde ebeveyn:
- Çocuğa bedeninin özel olduğunu anlatmalı,
- Mahrem bölgelerin yalnızca kendisine ait olduğunu vurgulamalı,
- “Kimse senin özel bölgene dokunamaz” mesajını sevgiyle ve basit bir dille vermelidir.
Ebeveyn örnek cümleleri:
“Vücudunun bazı yerleri özeldir, oralara sadece sen dokunabilirsin.”
“Birisi seni öpmek isterse önce senden izin almalı.”
“Sen istemiyorsan, ‘hayır’ diyebilirsin.”
Bu yaşta anlatımlar korku değil güven üzerinden yapılmalıdır. Amaç, çocuğa utanmayı değil, korunmayı öğretmektir.
5–6 Yaş Dönemi: Sınırları Tanıma
Bu dönemde çocuk, sosyal çevreyle daha fazla etkileşim hâline girer. Okula başlamadan önce mahremiyet sınırlarını daha iyi kavraması gerekir.
Ebeveyn bu yaşta:
- Tuvalet, banyo, giyinme gibi alanlarda yalnız kalmanın doğal olduğunu anlatmalı,
- Başkalarının da özel alanlarına saygı duyması gerektiğini öğretmelidir.
Ebeveyn örnek cümleleri:
“Tuvalete yalnız girmek çok normal, çünkü orası özel bir alan.”
“Biri giyinirken kapıyı çalmak saygıdır.”
“Senin özel alanın olduğu gibi, başkalarının da özel alanı vardır.”
Bu yaşta çocuk, görme ve görülme sınırlarını öğrenir. Ebeveynler, onun bedenini tanıma merakına karşı doğal ama yönlendirici bir tutum sergilemelidir. Sorular geldiğinde kısa, açık ve duygusal yük taşımayan cümlelerle yanıt verilmelidir.
7 Yaş Sonrası: Bilinçli Farkındalık
Bu dönemde çocuk artık soyut düşünebilir, neden–sonuç ilişkisi kurabilir. Artık yalnızca “özel alan” değil, sınır ihlali ve rızanın anlamı da öğretilebilir.
Ebeveyn bu yaşta:
- “İyi dokunuş – kötü dokunuş” farkını açıklamalı,
- İzin isteme ve özel alan saygısı bilincini pekiştirmelidir.
Ebeveyn örnek cümleleri:
“Bazı dokunuşlar bizi mutlu eder, bazıları ise rahatsız eder. Senin hissettiğin önemlidir.”
“Biri sana dokunmak isterse önce senden izin almalı.”
“İstemediğin bir şey olduğunda ‘hayır’ demek seni korur.”
Bu dönemde çocuk, yalnızca kendini değil başkalarını da koruma bilinci geliştirir. Artık mahremiyet yalnızca kişisel bir alan değil, karşılıklı saygı kavramına dönüşür.
Bilgi Ne Kadar Verilmeli?
Bilgi, çocuğun sorduğu kadar ve anlayabileceği kadar verilmelidir. Çocuğun sormadığı konuları detaylandırmak, onun zihninde gereksiz karmaşa ve korku oluşturabilir.
Bu nedenle:
- Çocuğun sorusunu dikkatle dinleyin.
- Sade ve doğru bir cevap verin.
- Gereksiz ayrıntılardan kaçının.
- “Büyüdüğünde bu konuyu sana daha iyi anlatacağım.” gibi güven verici bir cümleyle konuyu sınırlandırın.
Mahremiyet eğitimi, bir defalık bir konuşma değil; yıllar içinde şekillenen bir değer aktarımıdır. Bu aktarımda en etkili yöntem: konuşmaktan çok, model olmaktır.
Nasıl Anlatmalıyız?
Utandırmadan ama saygıyla. “Oralara kimse bakmaz.” gibi yasaklayıcı değil; “Oralar sadece sana özel, bu Allah’ın sana emaneti.” gibi koruyucu bir dil kullanılmalıdır.
Somut örneklerle. “Tuvalette kapını kapatmak seni korur.” gibi.
Oyun, hikâye ve kitap yoluyla. Özellikle 3–6 yaş grubu için resimli hikâyeler ve kukla anlatımları etkilidir.
Duygularla birlikte. “Biri sana dokunduğunda rahatsız hissedersen, bunu hemen bana söylemelisin.”
Utandırmadan ama saygıyla
Çocuğa mahremiyet anlatırken kullanılan dil, onun duygusal dünyasında derin izler bırakır. “Oralara kimse bakmaz.” gibi yasaklayıcı ve korkutucu ifadeler, çocukta suçluluk ve utanma duygusu oluşturabilir. Oysa hedef, utanmayı değil, mahremiyet bilincini kazandırmaktır.
Ebeveynler bu noktada yasaklayıcı değil koruyucu bir dil kullanmalıdır:
💬 “Oralar sadece sana özel, bu Allah’ın sana emaneti.”
Bu ifade, çocuğa hem değer hem de sorumluluk duygusu kazandırır. Çocuk bedenini bir emanet olarak gördüğünde, ona zarar gelmemesi gerektiğini içselleştirir.
Ayrıca çocuk bir soru sorduğunda ebeveynin yüz ifadesi de çok önemlidir. Yüzünü buruşturan, konuyu geçiştiren veya utangaç davranan bir ebeveyn, çocuğa şu mesajı verir: “Bu konular konuşulmaz.”
Bu da ilerleyen yaşlarda çocukla sağlıklı iletişimi zorlaştırır. Bu nedenle ebeveyn, rahat, doğal ve sevgi dolu bir tavır sergilemelidir.
Somut örneklerle
Çocuklar soyut düşünemez; “mahremiyet”, “özel alan”, “emanet” gibi kavramları örnekler üzerinden öğrenirler. Bu nedenle açıklamalar somut, günlük hayattan örneklerle desteklenmelidir.
- “Tuvalette kapını kapatmak seni korur.”
- “Giyinirken odanın kapısını kapatmak, özel alanına saygı göstermektir.”
- “Arkadaşının eşyasına izinsiz dokunmamak, onun sınırına saygıdır.”
Bu tür örnekler, mahremiyetin sadece bedenle değil, genel yaşam biçimiyle de ilişkili olduğunu öğretir. Çocuk, hem kendi alanına hem de başkalarının alanına saygı duymayı öğrenir.
Ebeveynler ayrıca, çocuğun yaşına göre rol yapma oyunları veya basit günlük rutinlerle konuyu pekiştirebilir: “Şimdi kapımızı çalalım, izin alalım.” gibi küçük pratikler, büyük farkındalık oluşturur.
Oyun, hikâye ve kitap yoluyla
Özellikle 3–6 yaş arası çocuklar için hikâyeleştirilmiş anlatımlar çok etkilidir. Çocuk, oyun ve masal diliyle anlatılan bilgiyi daha kolay içselleştirir. Resimli hikâye kitapları, kukla anlatımları ve kısa diyaloglu oyunlar, bu konuda güvenli bir aktarım sağlar.
Örneğin bir hikâyede, “Kahraman Ali, biri izinsiz dokunduğunda ‘hayır’ dedi ve annesine anlattı.” gibi doğal bir diyalog, çocuğa doğrudan model olur.
Hikâye sonrasında şu sorular yöneltilebilir:
- “Ali ne hissetti sence?”
- “Sen olsaydın ne yapardın?”
Bu tür sorular, çocuğun duygusal farkındalığını geliştirir ve öğrendiklerini kendi hayatına taşır.
Duygularla birlikte
Mahremiyet eğitimi sadece davranış değil, duygu yönetimi eğitimi de içerir. Çocuk, rahatsızlık hissettiğinde bunu tanıyabilmeli ve paylaşabilmelidir. Bu nedenle duyguları konuşmak, davranıştan önce gelir.
💬 “Biri sana dokunduğunda rahatsız hissedersen, bunu hemen bana söylemelisin.”
Bu cümle, çocuğa güvenli bir iletişim alanı sunar. Çocuk bilir ki, hissettiği şey doğrudur ve ailesi tarafından ciddiye alınacaktır.
Ebeveyn, çocuğun anlattığı hiçbir olayı küçümsememelidir. “Abartma.” ya da “O kadar da kötü değil.” gibi tepkiler, çocuğun iç dünyasında derin bir kırılma yaratabilir. Onun yerine şu yaklaşım tercih edilmelidir: “Sana öyle hissettirmiş olması önemli, iyi ki söyledin.”
Bu tutum, çocukta hem güven hem de açıklık geliştirir. Zamanla çocuk, yaşadığı en küçük rahatsızlığı bile rahatlıkla paylaşabilen bir güven ilişkisi kurar.
Sonuç olarak, mahremiyet eğitimi yasakla değil, sevgiyle; korkuyla değil, farkındalıkla; tek yönlü anlatımla değil, etkileşimle verilmelidir. Çocuğa değer verildiğini hissettiren her açıklama, onun ruh sağlığına yapılan en kıymetli yatırımdır.
Avrupa’daki Okullarda “Beden Keşfi” Eğitimleri Verilirken Aileler Ne Yapabilir?
1️⃣ Evde Gerçek Mahremiyet Eğitimi Vermek
Çocuğa evde çok erken yaştan itibaren mahremiyet bilinci kazandırılmalıdır. Çocuk; “Benim bedenim bana aittir.”, “Bazı yerler özeldir.”, “Hayır diyebilirim.” gibi ifadeleri içselleştirmelidir. Bu bilinç, okulda karşılaştığı yanlış uygulamalara karşı içsel bir koruma mekanizması oluşturur.
Çocuk şu farkı öğrenmelidir:
“Biri bana böyle şeyler önerirse bu normal değil, hemen anne-babama söylemeliyim.”
Yani çocuğun utanmadan, korkmadan ebeveynine anlatabilmesi sağlanmalıdır.
2️⃣ Okul ve Öğretmenlerle Açık İletişim Kurmak
Veliler, çocuklarının eğitim aldığı kurumlarla doğrudan iletişim kurmalı, ders içeriklerini ve uygulama biçimlerini şeffaf biçimde sormalıdır. “Mahremiyet eğitimi hangi içeriklerle, nasıl uygulanıyor?” sorusu mutlaka yöneltilmelidir.
Eğer çocukların birbirlerinin bedenlerini görmesine, dokunmasına veya soyunmasına izin verilen uygulamalar varsa, veli yazılı olarak bu programa katılmayı reddedebilir.
Avrupa ülkelerinde velilerin bu konuda yasal itiraz hakkı vardır. Aile, kendi değerlerine aykırı her eğitime karşı “katılmama hakkını” kullanabilir.
3️⃣ Çocuğa Güvenli Paylaşım Alanı Açmak
Evde çocukla her akşam kısa, doğal diyaloglar kurulmalıdır:
- “Bugün okulda seni rahatsız eden bir şey oldu mu?”
- “Arkadaşlarınla ya da öğretmeninle ilgili aklına takılan bir şey var mı?”
Bu konuşmalar sorgulayıcı değil, güven verici bir tonda yapılmalıdır. Amaç, çocuğu konuşturmaya zorlamak değil, “anne-babamla her şeyi paylaşabilirim” güvenini oluşturmaktır.
4️⃣ Kültürel ve Manevî Değerleri Korumak
Aile, çocuğuna “beden bir emanettir” bilincini hem psikolojik hem manevî temelde kazandırmalıdır. Batı’daki “bedeni özgürce deneyimleme” anlayışı, sınır bilincini yok eder. Oysa bizim anlayışımızda sınır, kimliği korur. Çocuk bedenine sahip çıkmayı öğrendiğinde, kimliğini de korur.
Evde şu temalar sıkça vurgulanmalıdır:
- – Beden Allah’ın emaneti, bu emanete saygı göstermek gerekir.
- – Mahremiyet utanmak değil, kendini onurlandırmaktır.
- – Özgürlük, sınır bilmekle mümkündür.
Sonuç
Aile, çocuğu sistemin içine bırakmak zorunda değildir. Okul politikaları yanlış olabilir ama anne-baba bilinçli, ilgili ve donanımlı olduğunda, çocuk bu fırtınadan sağ salim çıkar. Doğru bilgiyle yetiştirilen çocuk, hangi kültürde olursa olsun “kendini koruyabilen” bir bilince sahip olur.

