Boşandıktan Sonra Anladım:
Evlilikte Sevgiyi Göstermek Neden Bu Kadar Önemli?
Bazen insan, kaybettikten sonra görür.
Bazen de bir yuvanın içinde eksilen şeyi, o yuva dağıldıktan sonra fark eder.
Boşanıp başka bir yuva kuran bir danışanımın sözleri, evlilikte sevginin yalnızca kalpte saklanan bir duygu değil; davranışla, sözle, ilgiyle ve emekle gösterilmesi gereken canlı bir bağ olduğunu çok çarpıcı şekilde anlatıyordu.
Danışanım şöyle demişti:
“Şu anki aklım olsa karıma çiçekler alır, sürprizler yapardım. Sevgimle onu her gün şımartırdım. Ben, bir kadın için sevgiyi göstermenin ne kadar önemli olduğunu boşandıktan sonra anladım.”
Bu sözler, birçok evlilikte sessizce yaşanan ama çoğu zaman geç fark edilen bir gerçeğe işaret ediyor:
Sevgi sadece var olmakla yetmez; hissettirilmek ister.
Evlilikte Görünürde Sorun Yoksa Her Şey Yolunda mı?
Danışanım, evliliğinde dışarıdan bakıldığında büyük bir sorun olmadığını anlatıyordu:
“İşten gelirdim, yemeğimi yerdim. Sonra gece yatana kadar telefona veya televizyona bakardım. Rutinde ve görünürde hiçbir problem yoktu. Ama zamanla karım bana soğuk davranmaya başlamıştı.”
Aslında birçok evlilikte sorun tam da burada başlıyor.
Kavga yoktur.
Büyük bir kriz yoktur.
Açık bir ihanet yoktur.
Ama duygusal temas da yoktur.
Eşler aynı evde yaşar, aynı sofraya oturur, aynı odada bulunur; fakat birbirinin kalbine dokunmaz. Zamanla evlilik, iki insanın aynı evi paylaştığı ama duygusal olarak birbirinden uzaklaştığı bir düzene dönüşür.
Danışanım bunu boşandıktan sonra şöyle fark etmişti:
“Meğer ben karıma sıcak davranışlar göstermediğim için, güzel sözler söylemediğim için, arada gönlünü almadığım için, onunla şakalaşmadığım için, yani aslında ona sevgimi göstermediğim için yavaş yavaş onu kendimden uzaklaştırmışım.”
Kadın Sevgiyi Sözde Değil, Davranışta Görmek İster
Kadını besleyen şey, gördüğü sevgidir.
Kadın yalnızca “seviliyorum” cümlesini değil; o sevginin davranışa dönüşmüş hâlini görmek ister.
Giydiği kıyafette bir iltifata, yaptığı bir hizmette takdire, incindiğinde saçının okşanmasına, korktuğunda sarılıp sarmalanmaya, yorulduğunda anlaşılmaya ihtiyaç duyar.
Çünkü hissettirilen sevgi, kadına değerli olduğunu düşündürür.
Değerli olduğunu hisseden kadın ise yumuşar, güçlenir, huzur bulur.
Kadın yemeksiz kalabilir; ama sevgisiz, ilgisiz ve değersiz hissettiği bir evde içten içe solar.
Bu yüzden evlilikte sevgi sadece “ben zaten seviyorum” demekle korunmaz. Sevgi; bakışla, sözle, dokunuşla, ilgiyle, sahiplenmeyle ve küçük ama sürekli emeklerle canlı kalır.
Boşanmaya Sessiz Kalmak Bazen İzin Vermektir
Danışanımın en sarsıcı cümlelerinden biri şuydu:
“O boşanmak istediğinde bu çok zoruma gittiği için buna engel olacak hiçbir şey yapmamıştım. Meğer boşanmasına ‘dur’ demeyerek buna ben izin vermişim. Ona sevgimi gösterebilseydim, onunla ilgilenseydim biz boşanmazdık.”
Bazı erkekler, eşleri boşanmak istediğinde bunu yalnızca bir öfke, bir tehdit ya da geçici bir tepki zanneder. Bazıları da gururuna yediremez, susar, geri çekilir, “ne hâli varsa görsün” der.
Oysa bir kadın boşanmayı dile getiriyorsa çoğu zaman o noktaya bir anda gelmemiştir. İçinde uzun süre birikmiş kırgınlıklar, görülmemiş emekler, duyulmamış cümleler ve karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar vardır.
Kadının canı tak etmedikçe, bir kadın kolay kolay yuvasını dağıtmaz. Çocuklarını anne babasından ayrı koymayı kolay kolay göze almaz. Bir kadının “artık olmuyor” dediği yer, çoğu zaman uzun süre duyulmamış bir kalbin son sesidir.
Yeni Evlilikte Fark Edilen Eski Hata
Danışanım, boşandıktan sonra yeniden evlendiğini ve yeni evliliğinde artık çok daha dikkatli davrandığını şöyle anlatıyordu:
“Karım da ben de yeniden evlendik. Artık ayrı yuvalarımız var. Yeni karıma işten gelir gelmez sarılıyorum, öpüyorum, güzel sözler söylüyorum. Tabiri caizse, sütten ağzım yandı; artık yoğurdu üfleyerek yiyorum.”
Bu cümle, evlilikte öğrenmenin bazen ne kadar ağır bedellerle gerçekleştiğini gösteriyor.
İnsan aynı sevgiyi ilk eşine gösterebilecekken, aynı şefkati ilk yuvasında büyütebilecekken, aynı emeği zamanında verebilecekken bunu kaybettikten sonra fark edebiliyor.
Fakat işin en acı tarafı, bu bedeli yalnızca kadın ve erkek ödemiyor. Çocuk da ödüyor.
Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Duygusal Yükü
Danışanımın şu sözleri, boşanma sonrası çocuğun iç dünyasını anlamak açısından çok kıymetliydi:
“Şimdi her ikimizin de yeni eşten çocuğu var. Olan çocuğumuza oldu. Çocuk, ayrıldığımızdan beri ne annesinin evinde mutlu olabildi ne de benim. İki evde de kendini aileye ait hissedemedi.”
Boşanma bazen yetişkinler için yeni bir başlangıç gibi görünse de çocuk için çoğu zaman aidiyet duygusunun sarsılması anlamına gelir.
Çocuk, annesinin evinde de babasının evinde de misafir gibi hissedebilir. Yeni eşler, yeni kardeşler, yeni düzenler içinde kendi yerini bulmakta zorlanabilir. “Ben nereye aitim?” sorusu çocuğun iç dünyasında sessiz bir yara hâline gelebilir.
Bu yüzden evlilikte yaşanan her duygusal ihmal, yalnızca eşler arasındaki bağı değil; çocuğun güven, aidiyet ve aile algısını da etkiler.
Mutlu Kadın, Mutlu Ailenin Kalbidir
Kadın değerli hissettiğinde evin duygusu değişir.
Kadın sevildiğini hissettiğinde bakışı yumuşar.
Kadın güvende olduğunu hissettiğinde evi de çocukları da daha huzurlu sarar.
Mutlu kadın, çocuklarını da kocasını da mutlu eder. Fakat bu mutluluk, kadının her şeye katlanmasıyla değil; erkeğin de eşine sevgi, ilgi ve sahiplenme göstermesiyle mümkün olur.
Mutlu aile olmanın yolu, kocanın kadına her koşulda sevgisini göstermesinden geçer.
Kadın, Allah’ın kocaya emanetidir. Bu emanet yalnızca geçimini sağlamakla korunmaz. Onun gönlünü görmekle, kırgınlığını anlamakla, yalnızlığını fark etmekle, arkasında güvenli bir dağ gibi durmakla korunur.
Kadın, çocukluğunda babasının güvenli kollarına sırtını yasladığı gibi, evliliğinde de kocasının güvenli duruşuna yaslanmak ister.
Kollarını açan adama kadın çoğu zaman gelir.
Yeter ki koca, karısını korusun, kollasın, ona sahip çıksın ve sevgisini sadece içinde taşımakla kalmayıp ona hissettirsin.
Evliliği Kurtaran Büyük Sözler Değil, Küçük İlgilerdir
Evlilik her zaman büyük hediyelerle, büyük sözlerle, büyük fedakârlıklarla ayakta kalmaz. Bazen bir çiçek, bazen içten bir teşekkür, bazen bir sarılma, bazen “bugün çok yoruldun, farkındayım” cümlesi evliliğin duygusal bağını yeniden onarır.
Bir kadın çoğu zaman çok şey istemez.
Görülmek ister.
Duyulmak ister.
Sevilmek ister.
Sahiplenilmek ister.
Değerli olduğunu hissetmek ister.
Evlilikte sevgi gösterilmediğinde, zamanla eşler birbirinden uzaklaşır. Uzaklaşan gönüller ise bir gün aynı evde olsalar bile birbirine yabancı hâle gelebilir.
Bu yüzden vakit varken sevgi gösterilmeli.
Vakit varken gönül alınmalı.
Vakit varken sarılmalı.
Vakit varken eşin kalbine dönülmeli.
Çünkü bazı pişmanlıklar, insanın hayatına yeni bir akıl verir; ama eski yuvasını geri getirmez.
Müjde Yahşi

