Çocuğun gözünde baba imajı
“Oğlum babasının içtiği bardaktan su içmez. Babasının uzattığı ekmeği yemez. Ona sarılmaz. Yanına oturmak istemez. Babasının ter koktuğunu söyler. Hatta bazen ondan iğrendiğini ifade eder.”
Böyle bir tabloyla karşılaşan birçok anne-baba, ilk olarak çocuğun davranışına odaklanır. Oysa bazen asıl bakılması gereken yer, çocuğun bu algıyı nasıl geliştirdiğidir.
Bir anne düşün…
Kapı kollarına çıplak elle dokunamıyor.
Asansör düğmesine dirseğiyle basıyor.
Dışarıda tuvalet kullanmıyor.
Mikrop kapma korkusuyla ellerini defalarca yıkıyor.
Evde eşinin oturduğu yerlere dikkat ediyor, kullandığı eşyaları sürekli temizliyor ve çocukların yanında sık sık “Ne kadar pissin!” diyerek eşini eleştiriyor.
Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor:
Buradaki sorun gerçekten baba mı?
Yoksa çocuğun gözünde babanın imajını farkında olmadan zedeleyen anne mi?
Elbette her insanın temizlik anlayışı farklıdır. Bir kişiye göre kirli görünen bir durum, başka bir kişiye göre tamamen normal olabilir. Ancak temizlik hassasiyeti günlük yaşamı etkileyecek boyuta ulaşıyorsa, kişinin ilişkilerine zarar veriyorsa ve aile içinde tekrar eden bir gerilim alanı oluşturuyorsa, burada artık yalnızca titizlikten değil; profesyonel destek gerektirebilecek bir takıntı probleminden söz etmek gerekir.
Çünkü takıntılar yalnızca kişinin kendi hayatını etkilemez.
Eş ilişkisini etkiler.
Aile içi iletişimi etkiler.
Evdeki saygı iklimini etkiler.
Ve en önemlisi, çocukların ebeveynlerini algılayış biçimini etkiler.
Çocuk Babayı Nasıl Görmeye Başlar?
Çocuklar anne ve babalarını yalnızca kendi bireysel deneyimleriyle tanımazlar. Onları, ebeveynlerin birbirleri hakkında kullandıkları dil üzerinden de tanırlar.
Bir anne sürekli olarak eşini eleştiriyor, küçümsüyor, yetersiz gösteriyor ya da “pis” olarak etiketliyorsa; çocuk zamanla bu mesajları içselleştirebilir. Özellikle küçük yaşlarda çocuklar, ebeveynlerinin değerlendirmelerini sorgulamak yerine doğru kabul etme eğilimindedir.
Bu nedenle bazı çocuklar zamanla:
Babasına dokunmak istemeyebilir,
Babasının kullandığı eşyalardan uzak durabilir,
Babayla fiziksel temastan kaçınabilir,
Babayı değersiz, itici ya da yetersiz görebilir,
Annenin kaygısını kendi algısı hâline getirebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur:
Çocuğun geliştirdiği bu algı, her zaman babanın gerçek özelliklerinden kaynaklanmayabilir. Bazen bu algının oluşmasında aile içindeki iletişim biçimi, annenin kaygı dili ve ebeveynlerin birbirlerine yönelik tutumları belirleyici olabilir.
Yani çocuk bazen babayı olduğu gibi değil, anne üzerinden yansıtılan biçimiyle görmeye başlar.
Anne Çocuğa Farkında Olmadan Ne Öğretir?
Bir anne, eşine karşı sürekli tiksinti, eleştiri ya da küçümseme dili kullanıyorsa, çocuk yalnızca “babam kirli” mesajını almaz. Bununla birlikte şu örtük mesajları da öğrenebilir:
“Babamdan uzak durmalıyım.”
“Babama temas etmek rahatsız edici bir şey.”
“Babam güven veren biri değil.”
“Babam saygı duyulacak biri değil.”
“Annemin küçümsediği kişi benim de küçümseyebileceğim biridir.”
Bu tür tekrar eden mesajlar, zamanla çocuğun zihninde bir baba temsili oluşturur. Ve bu temsil, babanın gerçek davranışlarından daha güçlü hâle gelebilir.
Çocuk için mesele artık yalnızca temizlik değildir. Mesele, babaya yüklenen anlamdır.
Baba İmajı Neden Bu Kadar Önemlidir?
Çocuk gelişimi alanındaki birçok kuram, ebeveyn modellerinin benlik ve kimlik oluşumunda önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
Freud’un tarihsel açıdan önemli kabul edilen yaklaşımında erkek çocuğun babayla kurduğu ilişki ve özdeşim süreci, kişilik gelişiminin önemli unsurlarından biri olarak değerlendirilmiştir.
Günümüzde bağlanma kuramı ve sosyal öğrenme kuramı da çocukların davranış gelişiminde, benlik algısında ve kimlik yapılanmasında ebeveyn modellerinin etkisini vurgulamaktadır.
Çocuk yalnızca söylenenleri değil; anne ve babasının birbirine nasıl davrandığını da izler. Bir babanın sürekli değersizleştirildiği, küçümsendiği ya da itibarsızlaştırıldığı aile ortamlarında çocuğun babayla sağlıklı bir özdeşim kurması zorlaşabilir.
Özellikle erkek çocuklar için baba;
güvenin,
sorumluluğun,
kararlılığın,
koruyuculuğun,
hayata karşı duruşun
ilk somut örneklerinden biridir.
Bu nedenle mesele yalnızca babanın evde bulunup bulunmaması değildir. Asıl mesele, çocuğun gözünde nasıl bir baba figürünün oluştuğudur.
Düşük Baba İmajı Çocuğu Nasıl Etkiler?
Her çocuk aynı şekilde etkilenmez. Mizaç özellikleri, bağlanma deneyimleri, aile atmosferi ve çevresel etkenler süreci farklılaştırabilir. Ancak klinik gözlemler, düşük baba imajının bazı çocuklarda özdeşim süreçlerini zorlaştırabildiğini göstermektedir.
Çocuk, değer verdiği ve saygı duyduğu kişilerle özdeşim kurmaya daha yatkındır. Sürekli eleştirilen, küçümsenen ya da otoritesi zayıflatılan bir babanın çocuk üzerindeki model etkisi de zamanla azalabilir.
Bu durum:
davranış gelişimini,
özgüven oluşumunu,
otorite algısını,
ilişki kurma biçimini,
benlik algısını
ve kimlik yapılanmasını etkileyebilir.
Özellikle erkek çocuk için babanın yalnızca sevilen değil, aynı zamanda saygı duyulan bir figür olması önemlidir. Çünkü erkek çocuk, kendi cinsiyetiyle uyumlu kimlik gelişiminde babadan yalnızca yakınlık değil; yön, çerçeve ve model de alır.
Eğer çocuk babayı küçümsenen, kirli, itilmesi gereken ya da değersiz bir figür olarak görmeye başlarsa, bu durum kendi erkeklik algısını da olumsuz etkileyebilir.
Kız çocuk açısından da baba imajı son derece önemlidir. Kız çocuk, babası üzerinden erkek figürünü, güven ilişkisini ve karşı cinsle kuracağı ilişkinin duygusal tonunu öğrenir. Babanın ev içinde sürekli itibarsızlaştırılması, kız çocuğunun erkeklere, otoriteye ve yakınlığa ilişkin içsel algılarını da etkileyebilir.
Sorun Babanın Hijyeni mi, Ailedeki Dil mi?
Elbette burada önemli bir denge kurulmalıdır. Eğer baba gerçekten kişisel bakımına dikkat etmiyor, temel hijyen kurallarını ihmal ediyor ve bu durum evde belirgin bir sorun oluşturuyorsa, bu da sağlıklı biçimde ele alınmalıdır.
Ancak meseleyi çözmenin yolu, çocukların önünde babayı aşağılamak değildir.
Çünkü bir eşin kusurunu düzeltmeye çalışırken, çocukların gözünde o eşin değerini yok etmek çok daha büyük bir zarara sebep olabilir.
Eşler arasındaki sorun, eşler arasında konuşulmalıdır. Çocuğun önünde tekrar eden küçümseyici cümleler, yalnızca o anki rahatsızlığı ifade etmez; aynı zamanda çocuğun zihninde kalıcı bir ebeveyn imajı inşa eder.
Anne ve Baba Birbirinin İmajını Korumalıdır
Sağlıklı bir aile ortamında çocuk, anne ve babasının birbirine saygı duyduğunu görmelidir. Bu, anne ya da babanın hatalarının görmezden gelinmesi anlamına gelmez. Elbette eksikler konuşulabilir, sorunlar ele alınabilir, sınırlar konulabilir.
Ancak eşler arasındaki problemler, çocukların önünde birbirini değersizleştirme noktasına taşındığında zarar gören yalnızca evlilik ilişkisi olmaz.
Çocuk da zarar görür.
Çünkü çocuk için anne ve baba yalnızca iki yetişkin değildir. Onlar, çocuğun dünyayı anlamlandırırken kullandığı ilk rol modellerdir. Çocuk anneden şefkati, babadan sınırı; anneden duygusal teması, babadan yön duygusunu; her ikisinden de saygıyı, ilişkiyi ve aile olmayı öğrenir.
Eğer anne babanın değerini korursa, çocuk da babaya daha sağlıklı bir gözle bakabilir. Eğer baba anneye saygıyı korursa, çocuk da ilişki içinde değer vermeyi öğrenir.
Takıntı Çocuğa da Bulaşabilir mi?
Burada bir başka önemli nokta da şudur:
Anne yoğun temizlik takıntıları ve mikrop korkusuyla yaşıyorsa, çocuk zamanla bu kaygıyı modelleyebilir. Yani çocuk yalnızca babaya karşı olumsuz bir algı geliştirmez; aynı zamanda annenin kaygı örüntüsünü de devralabilir.
Bu durumda çocukta da:
aşırı temizlik davranışları,
dokunmaktan kaçınma,
kirlenme korkusu,
bedensel tiksinti tepkileri,
tekrarlayıcı kaçınmalar
gözlenebilir.
Yani mesele sadece “çocuk babayı sevmiyor” meselesi olmayabilir. Bazen çocuk, annenin iç dünyasındaki kaygıyı dışarıya yansıtan bir ayna hâline gelir.
Bu yüzden böyle durumlarda yalnızca çocuğa değil, aile sistemine birlikte bakmak gerekir.
Ne Yapılmalı?
Eğer bir anne ya da baba, çocuğun diğer ebeveyne karşı belirgin bir küçümseme, tiksinme ya da reddetme davranışı geliştirdiğini fark ediyorsa, şu soruları sormalıdır:
Çocuk bu algıyı hangi mesajlarla öğrendi?
Ev içinde eşime nasıl hitap ediyorum?
Onu çocuğun önünde küçük düşürüyor muyum?
Benim kaygılarım çocuğun algısını etkiliyor olabilir mi?
Eşler arası problem, çocuğun önünde tekrar tekrar mı yaşanıyor?
Çocuk, bir ebeveyni diğerinden üstün ya da değersiz görmeye mi başladı?
Bu soruların cevabı çoğu zaman sorunun kaynağını anlamayı kolaylaştırır.
Böyle durumlarda yapılması gereken; çocuğu suçlamak değil, aile içindeki dili ve ilişki biçimini gözden geçirmektir. Gerekirse hem bireysel takıntılar hem de aile içi etkileşim açısından profesyonel destek alınmalıdır.
Çünkü bazen çocukta gördüğün sorun, aslında aile içindeki görünmeyen bir yaralanmanın işaretidir.
Sonuç Yerine
Bir çocuğun babaya sarılmak istememesi, onun uzattığı ekmeği yememesi ya da ondan iğrendiğini söylemesi; yalnızca bir davranış problemi gibi okunmamalıdır.
Bazen bu tablo, çocuğun gözünde babanın imajının yıllar içinde nasıl aşındığını gösterir.
Unutma…
Çocukların sağlıklı benlik ve kimlik gelişimi için anne ve babanın birbirinin değerini koruması, birbirini küçük düşürmekten kaçınması ve aile içinde karşılıklı saygıyı sürdürmesi büyük önem taşır.
Çünkü çocuk, ebeveynini yalnızca olduğu gibi değil; diğer ebeveynin ona nasıl baktığı üzerinden de görür.
Ve bazen çocuğun gözünde küçülen yalnızca bir ebeveyn değil; aynı zamanda çocuğun özdeşim kuracağı modelin kendisidir.
Müjde Yahşi

