Anne Baba Arasındaki Çatışmalar Çocuğun Geleceğini Nasıl Etkiler?
Bazı hikâyeler vardır; farklı isimlerle, farklı şehirlerde, farklı ailelerde tekrar tekrar karşımıza çıkar. Klinik görüşmelerde sıkça duyulan bu hikâyelerden biri de çocukluk yılları boyunca anne-baba çatışmasına, aldatmaya, terk edilme sahnelerine, boşanma süreçlerine ve aile içi güvensizliğe şahit olan çocukların hikâyesidir.
“Babam annemi aldatırdı. Sonra pişman olur, af dilerdi. Annem de aile dağılmasın diye çoğu zaman affetmek zorunda kalırdı. Evde sürekli kavga olurdu. Babam her tartışmada evi terk ederdi. En sonunda annem dayanamadı ve boşandılar. Boşandıktan kısa süre sonra da hastalandı ve vefat etti…”
Bu cümleler, yalnızca bir evliliğin yıpranma hikâyesini anlatmaz. Aynı zamanda o evde büyüyen bir çocuğun iç dünyasında açılan derin yaraları da gösterir.
Çünkü çocuk için anne-baba arasındaki ilişki, sadece iki yetişkinin ilişkisi değildir. O ilişki, çocuğun güven duygusunu, kendilik algısını, bağ kurma biçimini, kimlik gelişimini ve hayata bakışını şekillendiren en temel aile iklimidir.
Anne Baba Kavgası Çocuğun Ruhsal Dünyasında İz Bırakır
Anne-baba arasında bitmek bilmeyen kavgalar, aldatmalar, terk edilişler, tehditler, sessiz cezalar ve sürekli tekrar eden krizler, çocuğun ruhsal dünyasında derin izler bırakabilir.
Çocuk, olan biteni sadece izlemez; içine kaydeder.
Bazen babasına küser.
Bazen annesinin acısını kendi içinde taşır.
Bazen aile dağılmasın diye sessizce kendini geri çeker.
Bazen de bütün bu yaşananlardan kendini sorumlu tutar.
Bir çocuk için ev, yalnızca içinde yaşadığı dört duvardan ibaret değildir. Ev, güven duygusunun inşa edildiği ilk yerdir. Anne ve baba arasındaki ilişki ise çocuğun dünyayı güvenli ya da tehditkâr bir yer olarak algılamasında oldukça belirleyicidir.
Eğer çocuk evin içinde sürekli gerginlik, bağırma, suçlama, aldatılma, terk edilme ve duygusal kopuş görüyorsa; zamanla “ilişki güvenli bir yer değildir” mesajını içselleştirebilir.
Çocuk Anne Babasının İlişkisini Model Alır
Birçok anne-baba tartışırken sadece o anı yaşadığını düşünür. Oysa çocuk, evde olup biteni sessizce öğrenir.
Kadına nasıl davranıldığını öğrenir.
Erkeğin sorumluluk alıp almadığını öğrenir.
Bir kırgınlığın nasıl konuşulduğunu ya da nasıl büyütüldüğünü öğrenir.
Öfkenin nasıl yönetildiğini öğrenir.
Sevginin güven verip vermediğini öğrenir.
Bir yuvanın korunup korunmadığını öğrenir.
Çocuklar çoğu zaman anne-babalarının nasihatlerinden çok, birbirlerine nasıl davrandıklarından etkilenirler. Bu yüzden aile içindeki ilişki dili, çocuğun ileride kuracağı ilişkiler için görünmeyen bir rehber hâline gelir.
Eğer çocuk yıllarca bağırmanın, susmanın, terk etmenin, ihanetin, aşağılamanın ya da duygusal mesafenin içinde büyürse; ilerleyen yıllarda ilişki kurarken güvenmekte zorlanabilir. Yakınlık kurmak ister ama incinmekten korkabilir. Bağlanmak ister ama terk edilme kaygısıyla ilişkilerini yıpratabilir. Sevgi ister ama sevginin yanında acı çekmenin de normal olduğunu zannedebilir.
Anne Baba Çatışması Çocuğun Okul Hayatını Etkiler mi?
Anne-babasının yıllarca süren çatışmalarına şahit olmuş bir çocuğun derslerine odaklanması, okuluna uyum sağlaması, sağlıklı arkadaşlıklar kurması, öfkesini yönetmesi ve geleceğe umutla bakması her zaman kolay değildir.
Çünkü çocuğun zihni okulda olsa bile kalbi evde yaşanan gerginlikte kalabilir.
Evde kavga var mı?
Annem yine ağlayacak mı?
Babam yine evi terk edecek mi?
Ailem dağılacak mı?
Ben ne yaparsam her şey düzelir?
Bu sorular çocuğun zihninde sessizce dönüp durduğunda, akademik başarı da sosyal uyum da duygusal denge de etkilenebilir.
Zamanla çocukta şu belirtiler görülebilir:
İçe kapanma, okula karşı ilgisizlik, ders başarısında düşüş, yanlış arkadaşlıklar, öfke patlamaları, güvensizlik, değersizlik hissi, yoğun kaygı, uyku problemleri, bedensel şikâyetler, anneye ya da babaya aşırı bağımlılık, geleceğe dair umutsuzluk…
Bunların her biri, çocuğun “Ben güvende miyim?” sorusuna içeriden sağlıklı bir cevap bulmakta zorlandığını gösterebilir.
Aile İçi Güvensizlik Çocuğun Kimlik Gelişimini Nasıl Etkiler?
Çocuk, kim olduğunu yalnızca kendisine söylenen sözlerle öğrenmez. İçinde büyüdüğü aile iklimiyle de öğrenir.
Bir erkek çocuk, babasının sorumluluk alış biçiminden, annesine yaklaşımından, krizlerdeki tavrından ve evdeki duruşundan etkilenir. Bir kız çocuk, annesinin değer görüp görmediğinden, korunup korunmadığından, aile içinde saygı ve güvenin nasıl yaşandığından etkilenir.
Anne-baba arasındaki ilişki, çocuğun hem kendi cinsiyetiyle uyumlu kimlik gelişimini hem de karşı cinsle kuracağı ilişki biçimini etkileyebilir.
Eğer çocuk evde güçlü, güven veren, sorumluluk alan, sınır koyabilen ve duygusal olarak erişilebilir bir baba figürü göremiyorsa; erkeklik algısı zayıf, kopuk ya da öfkeli bir model üzerinden şekillenebilir. Eğer çocuk annesinin sürekli ezildiğini, değersizleştirildiğini ya da yalnız bırakıldığını görüyorsa; kadınlık algısı da acı, yük ve çaresizlik üzerinden biçimlenebilir.
Bu nedenle anne-baba çatışması yalnızca bugünün meselesi değildir. Bazen çocuğun kimlik algısını, benlik değerini, ilişki kurma biçimini ve gelecekte kuracağı yuvayı etkileyen derin bir iz bırakır.
Aldatma ve Terk Edilme Çocuğa Ne Hissettirir?
Aile içinde aldatma, yalnızca eşler arasında yaşanan bir güven kırılması değildir. Çocuk bu sürece şahit olduğunda, onun güven dünyası da sarsılır.
Çocuk çoğu zaman olup biteni tam olarak anlamaz ama evdeki havayı hisseder. Annesinin ağlamasını, babasının uzaklaşmasını, evdeki sessizliği, telefon konuşmalarını, tartışmaları, kapı çarpmalarını, terk edilişleri ve geri dönüşleri kendi içinde anlamlandırmaya çalışır.
Bu süreçte çocukta şu duygular gelişebilir:
“Sevilen insan terk edilebilir.”
“İlişkiler güvenli değildir.”
“Bir gün ben de bırakılabilirim.”
“Kimseye tam güvenmemeliyim.”
“Sevgi acı verir.”
“Bir aile her an dağılabilir.”
Bu inançlar ilerleyen yaşlarda çocuğun arkadaşlıklarını, eş seçimini, evlilik algısını ve kendi yuvasına bakışını etkileyebilir.
Çocuk Evde Güven Bulamazsa Dışarıda Tutunacak Yer Arar
Çocuk, evde güvenli bir liman bulamadığında dışarıda tutunacak başka alanlar aramaya başlayabilir.
Bazen yanlış arkadaş gruplarına yönelir.
Bazen dijital dünyaya sığınır.
Bazen duygusal boşluğunu onay arayışıyla doldurmaya çalışır.
Bazen erken yaşta ilişkilere tutunur.
Bazen de öfkesini, kırgınlığını ve değersizlik hissini davranış problemleriyle dışa vurur.
Bu noktada anne-babanın şunu görmesi çok önemlidir: Çocuğun davranışı çoğu zaman sadece görünen yüzdür. Görünen davranışın altında anlaşılmamış bir acı, görülmemiş bir korku, taşınamamış bir aile yükü olabilir.
Bu yüzden çocukta ortaya çıkan öfke, içe kapanma, okuldan kopma, arkadaş problemleri ya da umutsuzluk yalnızca çocuğun bireysel problemi gibi değerlendirilmemelidir. Aile iklimi, anne-baba ilişkisi ve evdeki güven duygusu mutlaka dikkate alınmalıdır.
Her Çocuk Aynı Şekilde Etkilenmez
Elbette her çocuk anne-baba çatışmalarından aynı şekilde etkilenmez. Bazı çocuklar yaşadığı zorlukları güçlü desteklerle onarabilir. Bazıları güvenli bağlar, doğru rehberlik, sağlıklı çevre desteği ve bilinçli aile tutumlarıyla hayatını yeniden inşa edebilir.
Ancak bu durum, anne-baba çatışmasının çocuk üzerinde oluşturabileceği derin etkiyi görmezden gelmeyi gerektirmez.
“Biz kavga ediyoruz ama çocuk anlamıyor” düşüncesi çoğu zaman doğru değildir. Çocuk her şeyi kelimelerle anlamasa da evdeki duyguyu hisseder. Ses tonunu, yüz ifadesini, kapının sert kapanışını, annenin suskunluğunu, babanın uzaklığını, evin içindeki gerilimi kaydeder.
Bazen çocuk hiçbir şey söylemez. Ama susması, etkilenmediği anlamına gelmez.
Anne Baba Ne Yapmalı?
Aile içinde sorun yaşanması hayatın doğal bir parçasıdır. Hiç tartışmayan, hiç kırılmayan, hiç zorlanmayan bir evlilik yoktur. Fakat önemli olan, sorunların nasıl ele alındığıdır.
Çocuk için yıkıcı olan şey, anne-babanın hiçbir konuda fikir ayrılığı yaşamaması değildir. Yıkıcı olan; sorunun sürekli savaşa dönüşmesi, kırıcı sözlerin normalleşmesi, terk etme tehdidinin sıklaşması, saygının kaybolması ve çocuğun bu gerilimin ortasında bırakılmasıdır.
Anne-baba olarak şu noktalara dikkat etmek gerekir:
Tartışmalar çocuğun yanında sürekli bir savaşa dönüştürülmemelidir.
Eşler birbirini çocuğun gözünde değersizleştirmemelidir.
Çocuk taraf tutmaya zorlanmamalıdır.
Aile sorunları çocuğa yüklenmemelidir.
Çocuğa anne ya da babasının yerine duygusal eşlik görevi verilmemelidir.
Kırgınlıklar yıllarca biriktirilmemeli, çözüm yolları aranmalıdır.
Gerektiğinde aile içi iletişim konusunda profesyonel destek alınmalıdır.
Boşanma süreci varsa çocuk duygusal olarak yalnız bırakılmamalıdır.
Çocuk, anne-babasının sorun yaşadığını görebilir. Fakat aynı zamanda sorunların saygıyla konuşulabildiğini, kırgınlıkların onarılabildiğini, öfkenin kontrol edilebildiğini ve aile içinde güvenin korunabildiğini de görmeye ihtiyaç duyar.
Mesele Sadece Evlilik Değil, Çocuğun Geleceğidir
Bu yüzden mesele yalnızca “karı-koca kavgası” değildir. Mesele, o evde büyüyen çocuğun ruhsal dünyasıdır. Mesele, çocuğun güven duygusudur. Mesele, çocuğun kimlik gelişimi, ilişki kurma biçimi ve gelecekte kuracağı yuvadır.
Anne-baba arasındaki çözülemeyen her problem, sadece bugünü değil, bazen bir çocuğun bütün yarınını etkiler.
Bir çocuk için en büyük miras, sadece maddi imkânlar değildir. En büyük miraslardan biri, güvenli bir aile iklimidir. Saygının, merhametin, sorumluluğun, sadakatin ve onarımın yaşandığı bir ev atmosferidir.
Çünkü çocuk, anne-babasının birbirine nasıl baktığından hayatı öğrenir.
Birbirine nasıl konuştuğundan ilişkiyi öğrenir.
Birbirine nasıl sabrettiğinden bağlılığı öğrenir.
Birbirini nasıl onardığından sevgiyi öğrenir.
Unutulmamalıdır ki çocuklar, anne-babalarının söylediklerinden çok birbirlerine nasıl davrandıklarını öğrenirler.
Ve bazen bir çocuğun kaderini değiştiren şey, anne-babasının hiç tartışmaması değil; tartıştığında bile birbirini incitmeden, çocuğun kalbini yaralamadan, aile güvenini yıkmadan çözüm aramayı öğrenmesidir.
Müjde Yahşi

