
Bağlanma Stilleri ile Cinsel Kimlik Karmaşası Arasındaki İlişkide Özdeşim Nesnesinin Rolü
Bu araştırma, bağlanma stilleri ile cinsel kimlik karmaşası arasındaki ilişkiyi ve bu süreçte özdeşim nesnesinin rolünü incelemektedir. Araştırma, nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik yöntem çerçevesinde yürütülmüş; araştırmacının klinik çalışmaları kapsamında yaşları 5–27 arasında değişen 19 danışana ait seans notları Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (IPA) yöntemiyle değerlendirilmiştir
İmzalı Kitap Siparişi
Kitabınız isme özel imzalı olarak gönderilecektir.
Lütfen sipariş ekranındaki “Satıcıya Not” kısmına, kitaba yazılmasını istediğiniz ad ve soyad bilgisini belirtiniz.
Anladım, Siparişe Devam EtÜsküdar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Ensitütüsü,Klinik Psikoloji Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiyei
Müjde Yahşi
Bu araştırma, bağlanma stilleri ile cinsel kimlik karmaşası arasındaki ilişkiyi ve bu süreçte özdeşim nesnesinin rolünü incelemektedir. Araştırma, nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik yöntem çerçevesinde yürütülmüş; araştırmacının klinik çalışmaları kapsamında yaşları 5–27 arasında değişen 19 danışana ait seans notları Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (IPA) yöntemiyle değerlendirilmiştir.
Bulgular, cinsel kimlik karmaşasının tek boyutlu bir olgu olmadığını; güvensiz bağlanma stilleri, hassas mizaç, baskın anne figürü, zayıf baba figürü, akran zorbalığı ve dijital maruziyetlerle şekillenen çok katmanlı bir gelişimsel süreç olduğunu ortaya koymuştur. Güvenli bağlanmaya sahip danışanlarda anne–baba tutarlılığı, rol model ebeveynlik, şefkat ve sınır koyma becerisi cinsel kimlik gelişiminde koruyucu bir işlev üstlenirken; güvensiz bağlanmaya sahip danışanlarda babanın pasif, mesafeli ya da korku uyandıran bir figür olarak deneyimlenmesi, baskın anne tutumları ve çatışmalı ebeveyn ilişkileri cinsel kimlik karmaşasını artıran temel risk faktörleri olarak öne çıkmıştır.
Çalışmanın en özgün bulgularından biri, araştırmada yer alan tüm danışanlarda hassas mizacın gözlenmiş olmasıdır. Literatürde mizaç genellikle ikincil bir değişken olarak ele alınırken, bu çalışmada bütün vakalarda ortak bir özellik olarak ortaya çıkması, cinsel kimlik gelişiminde merkezi bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Bu bulgu, çalışmanın literatüre sunduğu özgün katkılardan biri olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca ergenlik döneminde akran zorbalığı ve dijital kimlik deneyimlerinin cinsel kimlik karmaşasını derinleştirdiği; genç yetişkinlikte ise erken dönemde başlayan kırılganlıkların kalıcı, yerleşik cinsel kimlik sorunlarına dönüştüğü görülmüştür.
Sonuç olarak, bu araştırma cinsel kimlik karmaşasının biyolojik bir zorunluluk değil; gelişimsel ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle şekillenen çok boyutlu bir “gelişimsel kırılma süreci” olduğunu ortaya koymaktadır. Cinsel kimlik gelişiminin sağlıklı ilerleyebilmesi için güçlü aile bağlarının korunması, ebeveynlerin rehberlik edici ve rol model işlevlerini sürdürmeleri ve gençlerin rol model olabilecek sosyal çevrelere erişiminin sağlanması temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
Gönül Dostunuz;
Müjde Yahşi